Taha Kıvanç
Alacağı olsun!
 
Belki size tuhaf gelecek, ama yine de söyleyeyim: Herkesin Türkbank ihalesine fesat karıştırdığı için ateş püskürdüğü Başbakan Mesut Yılmaz’ı ben  biraz anlayabiliyorum. Hak vermiyorum, ama anlıyorum. Öyle ya, Refahyol hükümetinin devrilmesi, Refah Partisi’nin kapatılması, bürokraside temizlik harekatı sırasında görüşleri birinci derecede rol oynamış olan bir komutan, “Ben Korkmaz’ı yirmi yıldır tanırım, iyi adamdır” deyince, onun bu referansını mı, yoksa sağdan soldan aldığı duyumları mı tercih edecekti Mesut Bey?
Bu olayda benim anlayamadığım, Batı Çalışma Grubu’nun kurucusu da olan, Deniz kuvvetleri komutanlığından emekli oramiral Güven Erkaya’nın durumu. Korkmaz Yiğit’i nereden ve nasıl tanımış olabilir ki Güven Amiral? 20 yıl önce hem de... Bir anlayamadığım şey de, gazetelerde çıkan, oramiral Güven Erkaya’nın emeklilik günlerini Korkmaz Yiğit’e danışmanlık yaparak değerlendirdiği haberleri... Emin olmak için başbakanlığa bir daha sorarak teyit ettirdim: Güven Erkaya, Mesut Yılmaz’ın İstanbul Boğazı’ndan sorumlu başdanışmanı sıfatını taşıyor ve her ay maaşını başbakanlıktan alıyor... Devlet memurluğu özel sektörde fiilen çalışmaya engel olduğuna göre, Güven Erkaya’nın Korkmaz Yiğit’in yönetim kurulunda bulunması, ya da danışmanı olması bir yakıştırma bence. Amerika’da bulunan Güven Amiral, Korkmaz Yiğit’in başına gelenler için, “Nasıl olur, anlayamıyorum” tepkisini vermekteymiş...
Böyle ortamlarda hep olur, gerçekler efsanelere karışır. Biraz da Korkmaz Yiğit - Güven Erkaya ilişkisi sebebiyle olacak, şu sıralarda Ankara’da kulaktan kulağa aktarılan bir efsane var: Güya, eğer Çakıcı ile irtibatını ifşa eden kasetin ortaya çıkması biraz daha gecikseymiş, kamuoyu, emekli genelkurmay başkanı org. İsmail Hakkı Karadayı’nın, Korkmaz Yiğit Holding’te yönetim kurulu başkanı görevini üstlendiğini duyacakmış... Korkmaz Yiğit ile Karadayı Paşa görüşüp esasta anlaşmışlar. Efsane bu ya, aynı çevreler, bilgi ve görgüsünü özel sektöre sunacak Karadayı Paşa’nın, bunu Korkmaz Yiğit’in yanında yapmaya karar vermesinin, kasetin kamuoyuna mal edilmesinin zamanlamasında rol oynadığını da iddia ediyorlar... “Ne de olsa komutanımız, ilişki ortaya çıkmadan kasetin açıklanmasını sağlayalım” diye düşünülmüş...
Bu konuları konuştuğumuz bir dostum, “Esas sen kendine baksana” deyiverdi bana. Ona göre ben de bir Korkmaz Yiğit mağduruymuşum. Bunu duyunca, İstanbul’un ünlü ‘sat-yapçı’ müteahhidi Korkmaz Yiğit’in, ödemede kolaylık göstererek henüz inşa etmediği daireleri sattığı gazeteciler gözümün önüne geldi. Başkalarının gözyaşı dökmeden ödediği milyon dolarlar yerine dairelere yüzde 100 indirimle sahip olacakları için sevinirken, müteahhidin başına gelenler umutlarını karartmış olmalı meslektaşlarımın. Korkmaz Bey’in usulü, önce parayı alıp sonra inşaatı yaparak evleri teslim etmek; mali darboğaza girince inşaatlar da bunalımdan etkilenecektir elbette. Korkmaz Yiğit’in içine düştüğü durum yüzünden mağdur olan medya mensupları arasında yayın yönetmenleri, başyazarlar, yazarlar, ünlü televizyoncular var...
İyi de, medyayla ilgilenene kadar adını bile duymadığım biriydi Korkmaz Yiğit, herhangi bir alışverişim olmadı kendisiyle, beraber yemek yiyip ileriye dönük ortak projeler üzerinde konuşmuşluğum da yok... Hal böyleyken, benim ‘Korkmaz Yiğit mağduru’ olmam nereden çıkıyor?
Bu itirazım üzerine, beni ‘Korkmaz Yiğit mağduru’ ilan eden dostum, eski bir yazımı önüme koydu. Yazı bu yılın 20 ağustosu tarihini taşıyor. Alaaddin Çakıcı’nın Fransa’da yakalandığı gün kaleme almışım yazıyı. Yazıda, Çakıcı ile ilişkili iki işadamından söz ediyorum. Biri, insan içine pek çıkmayan (bu yüzden ‘mizantrof’ demişim kendisi için) bir işadamı; Çakıcı sürekli rahatsız ettiğinden uzlet hali daha da koyulaşmıştı son zamanlarda. Adını vermesem de herkesin Mehmet Emin Karamehmet olduğunu tahmin ettiği o işadamının Çakıcı’nın yakalanmasına çok sevindiğini özellikle belirtmiştim... 
20 ağustos tarihli yazımda, bir de Korkmaz Yiğit portresi çizmişim. “Hangi alana el atsam şansım sayesinde benim oluyor” diye övünüyordu o günlerde Korkmaz Yiğit...Ben, “Şans dediğinin adı ‘A’ soyadı ‘Ç’ harfiyle başlayan kodaman biri” diye yazmışım. “Sadece namı bile rakiplerin kanını dondurmaya yetecek biri onun şansı. Diyelim bir bankayı sahiplenecek ve ihaleye girmesi gerekiyor; banka sahibi olmaya onun kadar hevesli başkalarını o hevesten vazgeçirmek için bir telefonu kafi gelen bir ‘şans perisi’. Bankayı ‘şans perisi’ sayesinde böyle aldı. Son televizyon kanalını da, pazarlık sona erip kanalın bir başka ticaret grubuna satıldığı etrafta duyulduktan sonra ele geçirdi.” 
Sadece bunları yazmakla kalmamış, Korkmaz Yiğit ile Alaaddin Çakıcı arasındaki konuşmaların kasetlere kaydedildiğini de söylemişim. Ne zaman? Korkmaz Yiğit, Türkbank’ı aldıktan kısa bir süre sonra, henüz ortalıkta ‘saygın işadamı’ olarak dolaşırken... Çakıcı’dan telefon geldiğinde adamın kendi kanı da donuyormuş, nereden bileyim?
“O tarihten sonra senin başına neler geldi bir düşünsene” diyen dostuma hak verdim. Yazımın çıktığı gün Korkmaz Yiğit gazetemin patronunu arayıp benim doğru olmayan şeyler yazdığımı söyledi. Beni de arattırıp Alaaddin Çakıcı ile hiçbir ilişkisi olmadığını iletti. Bana bunu anlatan yakınına, “Yazılı bir açıklama gönderin, memnuniyetle yayınlayayım” dediğimi hatırlıyorum. Hatice’ye değil neticeye bakarsak durum şu: O yazıdan kısa bir süre sonra ben sütunsuz, şikayeti kös dinleyen patronum da gazetesiz kaldı.
Övünmek gibi olmasın ama, benim en sürekli okurlarımdan biridir Mesut Yılmaz. Bunu yüzüme karşı da söylediği için burada belirtmekte bir mahzur görmüyorum. Arena’ya çıktığı akşam, zorda kalıp, “Ben hayatımda hiç komplo yapmadım” cümlesi ağzından kaçtığında, gözünün önünde, parmağını ona doğru sallayan benim silüetimin belirdiğine adım gibi eminim. Korkmaz Yiğit’i sıkan, rahatsız eden yazım, o sıralarda yakın işbirliği halinde olduğu, gece-gündüz görüşüp ortak eylem planı yaptığı Mesut Bey’i kimbilir nasıl etkilemiştir... İşadamının yapabileceği tek şey beni patronuma şikayet etmek olabilirdi, ama yazı Mesut Bey’in komplocu kafasında alarm zilleri çaldırmıştır. “Taha, işin başında bunu keşfettiyse, daha ötesini de ortaya çıkartır” diye düşünmüştür... Siz ne düşünürseniz düşünün gerçek şu: Yazı hayatımı sona erdiren gelişmeler, o yazıdan sadece 15 gün sonra ve birdenbire başlayıverdi. 
Türkbank ihalesini kalemine dolayanlardan Radikal yazarı İsmet Berkan’a, “Sen başka şeylerle uğraşsana; spor yazıları, kültür değinileri yaz mesela” dediğini biliyoruz Mesut Yılmaz’ın... İsmet hiç değilse uyarılmış, beni uyarma nezaketi bile göstermedi Mesut Bey. Alacağı olsun. 
* Bu yazıyı tartışmak için görüşlerinizi listemize yazınız: medyakritik@makelist.com
SONRAKİ YAZI                       GERİ DÖN                              ANA SAYFA